© 2017 

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon

For any questions you have, you can reach me here:

Hastaneler kavşağı, Yeni baraj mah. 68023 sokak, No:1 Kat:2 Daire:4

Selahattin Sulular apt. B blok

Seyhan/Adana

(Adana Devlet Hastanesi karşısı)

Randevu almak için:

0546 420 00 96

Uzm. Klinik Psikolog Ebru Özkurt Topçu

 
 
 
Antidepresan mı? Psikoterapi mi?

Günümüzde psikolojik rahatsızlıklar çoğu zaman yalnızca antidepresan kullanımı ile tedavi seçeneği ön plandadır; ancak bu tek başına yeterli olamamakla birlikte rahatsız eden problemlerin üstünü örtmek, birçok sebep olabilecek durumu değiştirme çabası göstermeden ötelemektir. Kolay bir çözüm yolu gibi gelse de ‘’Ömür boyu ilaç mı kullanacağım?’’ antidepresan kullanan insanlardan sıklıkla gelen sorulardandır. Sürekli olarak ilaç kullanmak çeşitli sebeplerle çok istenmemekte ve insanlarda biraz iyi hissetmeye başladığında ilacı bırakma eğilimi ortaya çıkmaktadır. Bunun sonucunda ya tedavi yarım kalmakta ya da tedavi de işe yaramıyor inancıyla kişi umutsuzluğa kapılıyor.

 Her yaşanan sorun içinde bulunulan koşullarına göre kişiye özgü ele alınmalıdır ve bu değerlendirme sonucunda bireye göre bazen sadece antidepresan kullanımı bazen de ilaç kullanımı gerektiğinde yalnızca psikoterapi yeterli olamayabilir.

Psikoterapi; kişilerarası iletişim problemlerinin çözümlenmesi, bireylerin kendilerini keşfetme, anlama ve farkındalık gibi kişisel amaçlar doğrultusunda veya depresyon, kaygı bozuklukları gibi psikolojik rahatsızlıklarda başvurulan çeşitli yöntem ve tekniklerle yürütülen sistemli bir süreçtir.

Değişime giden kişiye özgü bir yolculuktur. Terapist ve danışanın etkileşimde bulunduğu, seans aralıklarının duruma ve kişiye göre belirlendiği bir hedef üzerindeki çalışmadır. Bu süreçte en sık karşılaşılan çekincelerden biri gizlilik ve güven endişesidir. Bireyler seanslarda belki daha önce kendilerine dahi söyleyemedikleri düşüncelerini, kimseye anlatamadıklarını paylaşırlar ve bu kişi için çok kolay olmadığından psikoterapi sürecine karar vermek önemli bir adımdır. Kişinin kendini rahat hissetmesi terapisti ile kurduğu bağ ile kimileri ile ilk el sıkışmasında kurulan güven kimileri ile birkaç seans sonra gelişmektedir. Seanslarda anlatılan tüm bilgilerin gizlilik ilkesi gereği terapist ile danışan arasında kalacağını bilmek güven oluşması bağlamında da önem taşır.

Antidepresan ilaçlar; psikolojik rahatsızlıkların semptomlarını (belirtilerini) azaltıcı / giderici rol oynamaktadır. Probleme neden olan asıl konuyu çözmez, günlük yaşamınızı sürdürmeyi engelleyen iştahsızlık, uykusuzluk, en basit işlerinizi bile yapamayacak kadar isteksizlik, yorgunluk gibi belirtileri gidermek amacıyla psikiyatriste başvurularak kullanılmalıdır.

Yaygın olarak kullanılan antidepresanların uzun yıllar psikiyatrist kontrolünde olmadan kullanılması sakıncalıdır. Bir yakınınızın kullandığı ve iyi geldiği için size tavsiye ettiği ilaç sizde hiç beklemediğiniz yan etkiler gösterebilir. Antidepresan ilaçların mutlaka bir psikiyatrist tarafından sizin durumunuza ve şikayetlerinize yönelik ilaç ve uygun dozaj belirlendikten sonra kullanılması önerilmektedir. Doktorunuzun takibinde antidepresan kullanımınızı sürdürmeniz doğru tedavi için önem taşımaktadır.

Psikolojik rahatsızlıklarınızın temeli olabilecek düşünce sistemlerinizin, davranış kalıplarınızı, bastırmış olduğunuz duygularınızı, geçmiş yaşantıların izlerini açığa çıkarmanızı sağlayan ve farklı bir perspektif ve davranış değişimlerini öğrenmenizi sağlamaktadır.

 

Uzun vadeli ve kalıcı tedavi için ideal olan; yaşadığınız psikolojik rahatsızlıkların belirtilerinin tedavisi için psikiyatrist kontrolünde ilaç kullanıyorken; probleme neden olan durumlar, olayları değerlendirme biçiminiz, başa çıkma stratejilerinizi arttırmak, kendinize dair değişimleri sağlamak gibi ihtiyacınız doğrultusunda konular psikoterapi süreciyle çalışmaktır.

 ‘‘Düşüncelerin neyse hayatın da odur. Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan düşüncelerini değiştir.’’

       W. Shakespeare

Depresyon; hayattan keyif alamamanın, işlevselliğin bozulduğu,  fizyolojik ihtiyaçların(uyku, iştah, cinsellik gibi) etkilendiği ciddi bir hastalıktır. Mutsuzluk, karamsarlık, umutsuzluk gibi olumsuz duyguların yaşandığı ve kişinin içe kapanma, halsizlik yaşadığı klinik bir tablodur.

Majör depresyon ve depresif ruh hali arasındaki ayrım önemlidir; günlük dilde sıklıkla kullanıldığı gibi aslında her üzüntü, depresyon demek değildir. Üzüntü verici bir olay karşısında üzüntü duyulması, mutsuz hissedilmesi insani ve doğal bir duygudur.

Her insan hayatının belli bir döneminde depresif hissedebilir ve sıkıntı verici bir olay sonrası depresyon belirtilerine benzer sıkıntılı bir tablo yaşayabilir. Sağlıklı olmayan durum aslında kişinin; üzüntü verici bir olay karşısında kendini üzülmek için zorlaması, acilen mutlu olmaya çalışmasıdır.

Olumsuz duygulara tahammül edememek başlı başına bir problem halini almaktadır. En küçük sıkıntı verici durumda veya mutsuzluk anında bu duyguyu yaşama becerisine sahip olmayanlar veya bu duygu ile ne yapacağını bilemeyenler, bu duygudan kurtulmak için yüksek çaba gösteririler. Kulaktan dolma antidepresan kullanımının artması, hızlı çözüm arayışları bu olumsuz duygulara dayanamamanın sonucunda ihtiyaç haline gelmektedir.

Üzüntü, karamsarlık, çaresizlik, umutsuzluk hissediyor; önceden keyif aldığınız aktivitelerden keyif almama, isteksizlik ve rutin işlerinizi yaparken zorlanma; uyku, iştah, cinsel isteğinizde değişimler fark ediyorsanız; bunları son 15 günlük sürecinizde hemen her gün yaşamaktaysanız bir uzmana(psikiyatrist /uzman klinik psikolog) başvurulmalıdır.

Tatile Çıkmak Depresyonu İyileştirir Mi?

Yaz mevsimiyle birlikte tatil sezonu da başladı, çoğunlukla da tatil her insana iyi gelen bir değişikliktir. Yaşamınızdaki streslerinizden, iş yoğunluğunuzdan uzaklaşmak için tatil planı yapmak bile insanı motive etmeye yetebiliyor. Depresif ruh halindeyken insanın çevresini değiştirmesi, yeni yerler keşfetmesi de ayrıca iyi gelir. Çünkü kendini zorlayarak olsa da tatile çıkmak rutininden çıkmasını sağlamaktadır. Farklı insanlar görmek, farklı aktiviteler yapmak davranışsal olarak başlayan değişim zihinsel olarak pozitif etkisini göstermektedir. Başlarken hiçbir şeyin fark etmeyeceğini, değişmeyeceğini düşündüğünüz bir etkinlik bedensel hareket sağladığınızdan dolayı tahmin ettiğinizden çok daha fazla keyif almanızı sağlayabilir. Bu nedenle gidip gitmemekte veya yapıp yapmamakta kararsız kaldığınız zamanlarda oyunuzu gitmekten ve yapmaktan yani fiziksel hareketliliği sağlamaktan yana kullanın.

Buradaki ince çizgi, tatile çıktığınızda işleriniz ile ilgili çalışmaları, problemleri bavulunuza koymamanızdır!

Bulunduğunuz yerden çok uzaklara gittiniz ancak orada dahi halen işlerinizle, canınızı sıkan problemlerle boğuşmaktaysanız bilin ki o tatil, size iyi gelecek bir tatil olmayacak! Tatile çıkmak yalnızca yaşadığınız şehir veya evden uzaklaşmak anlamına gelmemektedir.

Evinizde dinlenmek, uzun süredir okumayı istediğiniz bir kitabı veya filmi izlemek, balkonunuzda yetiştirdiğiniz bitkilerle, çiçeklerle ilgilenmek için zamanınızın olması da tatildeki günlerinizi güzel kılar.

Depresyonunuzun da tatile çıkmasına izin vermek; değiştirdiğiniz mekandan veya şehirden çok sizinle beraber gelen veya gelmeyen düşüncelerinizin elindedir.

Elbette sadece tatile çıkarak depresyondan kurtulmak veya depresyonun iyileşmesi söz konusu değildir. Ancak özellikle hafif ve orta derecedeki depresyonlarda veya gündelik hayatta sıklıkla kullanılan ‘’depresyondayım’’ ifadesini kullanan kişiler depresyona mola verdirmek için çaba gösterebilirler. Yaşamınızda işlevselliğin devam ettiği; işe giderek yapmanız gerekenleri tamamlayabildiğiniz, rutin ev işlerinizi sürdürebildiğiniz ancak ruhsal olarak üzüntü, karamsarlık, umutsuzluk duygularının hakim olduğu depresif bir duygu halindeyseniz; düşüncelerinizi değiştirerek daha iyi hissetmeniz mümkün.

Nadasa Bırakın…

Cep telefonunuzu özellikle iş telefonunuzu mümkünse kapalı tutunuz veya özel ve iş telefonlarınızı belirli saatlerde açınız. Kendinizle baş başa kalın ve bir süre işlerden, teknolojiden, sosyal ağlardan uzaklaşın. Diğer türlü sadece şehir ya da mekan değiştirmeniz zihninizde sizinle seyahat ettikçe siz tatile çıkmış sayılmaz sadece çalışma ortamınızı, yaşam alanınızı değiştirmiş olursunuz.

Tatilde sadece yatarak dinlenmeyi hedeflemeyin. Hayatınızın içinde hareketliliğin artması; günün erken saatlerinde yürüyüş yapmak, yüzmek, pilates yapmak veya masaj yaptırmak gibi aktiviteler bedensel gerginliğinizin azalmasını sağlayacaktır.

Unutmayınız ki; fiziksel aktiviteler ve bedensel rahatlama, zihinsel rahatlamayı da beraberinde getirmektedir.

SADECE FİZİKSEL DEĞİL ZİHİNSEL OLARAK KENDİNİZE İYİ BAKMAK

-Geçmişte Takılı Kalmayın!

Hatalarınızı sürekli yüzünüze vurmak ve en ağır hükmü kendinize kesmek değişimin önündeki en büyük engellerdendir. Geçmişle yaşamak, sürekli kendinizi eleştirmek; bugünde yapılabileceklerinizi sınırlamaktadır. Geçmişi sürekli gözden geçirerek sonuçsuz bir çabadan kendinizi kurtarın; enerjinizi bugününüzü ve geleceğinizi şekillendirmek için kullanın.

-‘‘Elalem Ne Der’’ Prangasından Kurtulun!

İsteklerinizi yapmak için kendinizi kısıtlamayın. İnsanların ne diyeceklerine göre yaşam şeklinizi, yapacaklarınızı belirlemeyin; çünkü bu sonu olmayan bir kuyu gibidir, ne yaparsanız, nasıl olursanız olun başkalarını mutlu edemez ve konuşmalarına engel olamazsınız. Önceliğiniz sizin istekleriniz, ihtiyaçlarınız olsun; sizin için doğruysa o sizin doğrunuzdur. Mutluluğunuz için yaşamınızda yapmak ve olmak istediklerinizi gerçekleştirme özgürlüğünüze sahip çıkın.

-Beklentinizi Azaltın, Mutluluğunuz Artsın!

Hayattan, kendinizden ve insanlardan beklentileriniz ne kadar fazlaysa hayal kırıklığına uğramanız ve mutsuz olmanız da aynı ölçüde artacaktır. Kendinize çok yüksek hedef ve sorumluluklar belirleyerek kendinizi zora sokmayın. Potansiyelinize ve gerçeğe uygun hedefler üzerinde çaba sarfetmek ve çalışmak, başarısızlığın da olasılıklardan biri olduğunu kabullenmek önemlidir. İnsanlardan duygusal beklenti içinde olmak, karşılığını sizin beklediğiniz düzeyde görememek mutsuzluk yaratabilir. Beklentilerinizin karşınızdaki kişinin karşılayabileceği düzeyde olup olmadığını da değerlendirmelisiniz. Örneğin; erkeklerin kadınlar kadar detaycı düşünmeleri, duygusal olmaları ve duygularını ifade etmeleri çok mümkün değildir; ısrarla bu beklentide olan kadınlar huzursuzluk, hayal kırıklığı ve yoğun mutsuzluk yaşamaktadırlar.

-İyi Gelen İnsanları Daha Sık Görün, İyi Gelen Etkinlikleri Daha Sık Yapın!

Sosyal destek ağınızı sevdiğiniz ve görüşmekten zevk aldığınız kişilerden oluşturun. Siz kabuğunuza çekildikçe insanlar da sizden uzaklaşır ve neden mi sonuç mu ayırt edilemeden bu durum sizi yalnızlığa sürükleyecektir. Uzun zamandır aramayı ertelediğiniz, vakit bulamadığınız insanları arayın. Keyif veren kişileri hayatınızda daha sık görün, onlarla daha fazla an paylaşın. Yapmaktan keyif aldığınız etkinlikleri planlayın ve daha sık gerçekleştirin.

-Kendinizi Takdir Edin!

İyi özelliklerinizi, sahip olduğunuz güçlü yanlarınızı keşfedin. Daha önce zorlukların nasıl üstesinden geldiğinizi düşünün,  başardıklarınızı fark edin ve kendinizi takdir edin. Günlük yaşantınızda zorlandığınız ancak başardığınız bir olay sonrasında kendinizi övün, sevdiğiniz bir etkinliği yaparak kendinize içten bir kutlama anı hediye edin.

-Yaşamınızın Kontrolünü Ele Alın!

Yanlış yöne de sapsanız direksiyondaki siz olduğunuzda kabullenmek ve üstesinden gelmek çok daha kolay olacaktır. Hatalarınızda, doğrularınızla yaşamınızdaki kararlar başkalarının aldığı, yönlendirdiği değil sizin kararlarınız olsun.

Bırakın Depresyonunuz Tatile Çıksın